BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ;
Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için
karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.
Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için
karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.
Nereye akıyor cümlelerim? Kalemim nereye koşuyor? Hangi sayfa beni sana getirir?Ben yazamam ey sayfaların ve kalemin Rabbi...Bir teşehhüd miktarı ömür, dört elif miktarı ölüm isterim Senden...
Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
"Hu hu"lara karışsın aminler,
mübarek akşamdır,
gelin ey Fatihalar Yasinler...
geceniz mübarek olsun...
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
Sen gitmiştin...
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.
Sevgili!
Nasıl iltica edelim sana ;
huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
Ve duyurabilsin mi sesini!?.
Efendim, duyar misin sesimizi?..
Sevgili!
Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde
hilal.
Biz bir bakışının dilencisi,
biz dolunay tutkunları,
biz bayramı gözleyen oruçlar.
Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
Sen imrenme, biz ayıplanma.
Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
Sen gitmiştin...
Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
Sen gitmiştin...
Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
gönüller gölgelere düştü.
Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
dudak dudağa denizlerimiz kurudu
ve sen gitmiştin efendim.
Sen gitmiştin...
Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
kanlarımız sahralar doldurdu.
Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
hiç kâr elde edemedik.
Aldandık, hep aldandık.
Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
sonra sevginin ne olduğunu...
Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
Vurgunlar yedik pes pese efendim...
Ve sen gitmiştin.
Sevgili!
Sen gitmiştin...
Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
Hayırları söyleyip gitmiştin,
biz ser işler olduk.
Uzun uzun emellere kapıldık,
kapılanıp kaldık umutların kapısında.
Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
böğrümüzde kaldı ellerimiz.
Hanım idik halayık olduk;
bay idik köle edildik.
Sen gitmiştin...
Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
dönüşlerinin ahengini kırdılar.
Bölük bölük kadınlarımız,
grup grup erlerimiz,
demet demet çocuklarımız,
kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
Ve sen gitmiştin efendim...
Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
prizmada.
Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
aşkın o aynanın cilası idi hani.
Güzelliğin olmasa efendim,
aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
durmuştu efendim...
Ve sen gitmiştin...
Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
"Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
dostumuz düşman içinde.
Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
Sana muhtacız!..
Sana en fazla muhtacız.
En fazla sana muhtacız.
Uyandır bizi uykumuzdan...
Gel ey sevgili!
Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
Sana muhtacız...
Sana en fazla muhtacız
İskender PALA
Sevgili!..
Askin siirini yazmak isterdim sana; sana aski siir ile yazmak isterdim... Aski
seninle tanimlamak ister, aski sende tanimak isterdim. Ay ikiye
bölündügünde yaninda olmak, Uhud'da disini avucuma almak isterdim.
Sensizlikte hasretin hüzzamlarini ögrendik kucak kucak ve askin
nihavent saltanatini arar olduk köse bucak. Bildigimizi sandikça yandik
da yolunda, yolunda yandigimizi sandikça bildik sonunda. Askin gerçegi
degildi bildigimiz ama askin atesiydi yandigimiz. Artik süphedeyiz,
canlari yâre ulastiran bir sel miydi ask, sekeri güzele sunup aguyu
kalbe bulastiran bir el miydi!.. Sana varacak yollarin çilesi miydi;
tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanislarin sesi miydi!..
Galiba varligin çekim alanina giren en ulvi aciydi ask ve maddeyi
mânâya veren en cömert sanciydi. Ruhlarin çesitli varliklar arasinda
bölüstürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgili yitirislerin
türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarinda renk; kudümlerde
düsünüp neylerde aglayan âhenkti ask. Sarkin bütün siir macerasiydi,
belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasiydi. Yagmur
yagmur belaya basini tutmaklar ve ates ates denizlere kendini
atmaklardi. Mansûr'u dâra takan da, Halil'i oda yakan da oydu ve oydu
Eyyub'u derde birakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi;
toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.
Ask ignesiyle dikilince bir dikis, kiyamete kadar sökülmez imis.
Ask ile insan elbet günese benzer; ve asksiz gönül tas gibidir. Hayati
aska bölünce hayat çogalir; bütün hayatlari toplasan geriye ask kalir.
Gelip kemige dayaninca dünya, hayata atilan kemend olur; göz
kapaklarindan vurulunca kasirgalar, annelerce deprem, babalarca bend
olur. Asksiz bahar dallarini kuru bir ayaz bogar, asksiz rahmini
yargilayan bebekler nâgehan dogar. Mahrem düsüncelerle perdelenen
odalarda ya ezel ya ebed olur; ask kayip giderse dünyadan ebed kiyamet
olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.
Ask gelince buruklugun siirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmis
kalpleri isirir tam yarisinda geceler. Saban onunla sürerse topragi
kosarak, ancak o vakit yeserir taze bir basak. Atlarin nallarindan
yildirimlar masallara dökülür, ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler
sökülür. Kayan yildizlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller, ve
melal süzülür gibi melek kanatlarinda döker yapraklarini güller.
Kaderin dehsetini yakan samdanlar özge pervanelere tesellikâr düser,
sefkatli bir ekmek kirintisidir kurutulmus buselere yâr düser.
Sevgili!..
Kapina geldik; aski ögret bize; ve askini ver yüreklerimize.
Bir nihânîce gamzene gamze de âsiklarin adina... Hani uykuya
dalinca kenti ve yalniz basina kalinca kendi... Hani yalniz gecelerde
konusmadan kalinca dilleri ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün
dilleri... Vicdan sesinden bîzâr kürek mahkumlarinca, hani âsiklarin
hasreti özlemle karinca... Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni,
hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende... Günes ve ay nurunu askindan
alirken; günesin isigi aya vurur gibi âsiki aydinlatirken... Gel ey
Sevgili!.. bir huzmecik bahs eyle âsî ve aciz üftadene, ve umut ver
peykin olmaya tesne kem zerrene. Asklari unutan bendene askini
unutturma!..
Zayıflığım için bağışla beni.
Bilgisizliğim için...
Gururum için...
Penceremin önündeki tek saksı çiçek için bağışla beni...
Ellerimi yumuşatan kediler için...
Göz göze geldiğimiz kuşlar için...
Duvarlarındaki yazısıyla sade odam için...
Okuduklarım için...
Uzaklara, çok uzaklara, içimde Senden daha yakın bırakmayan uzaklara bakarak mırıldandığım dualar için beni bağışla...
Cömertliğin için beni bağışla...
Fakirliğim için beni bağışla...
Verdiğin hayata bağışla beni, hayata katamadığım hayat için beni bağışla...
Ölecek olmam için bağışla beni...
Ölmeyecek olmam için bağışla beni...
Bir çekirdekten ancak Sen bir ağaç yapabilirsin!
İçimde orman orman çoğalan bir çekirdek için...
Özüm için beni bağışla.
Temiz bir sözüm için bağışla beni!