« Önceki |

6/9/2008

çaresizseniz; çare sizsiniz..

KİM ÜZEBİLİR SENİ SENDEN BAŞKA?
KİM DOLDURABİLİR İÇİNDEKİ BOŞLUĞU SEN İSTEMEZSEN?
KİM MUTLU EDEBİLİR SENİ SEN HAZIR DEĞİLSEN?
KİM YIKAR YIPRATIR SENİ SEN İZİN VERMEZSEN?
KİM SEVER SENİ SEN KENDİNİ SEVMEZSEN?
HER ŞEY SENDE BAŞLAR,  SENDE BİTER..
YETERKİ YÜREKLİ OL..
TÜKENME, TÜKETME ,TÜKETTİRME..
İÇİNDEKİ YAŞAMA SEVGİSİNİ
VE HEP HATIRLA :
ÇARESİZSENİZ ÇARE SİZSİNİZ!..

29/8/2008

yalnızlığa alışmalı insan...


Y
alnızlığa alışmalı...


Bavulları hep toplu durmalı insanın...

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceğini hesaplamalı...

Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...

İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

Yalnızlığa alışmalı...

* * *
Alışmalı insan yalnız­lığa...

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...

"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...

Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kim­se yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmaya­cak..."

Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...

* * *

Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.

O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...

Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...

Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...

Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...

Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...

* * *

Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...

Yollarla barışmalı...

Yalnızlığa alışmalı...

 

29/8/2008

Göz görünce bir kez geriye ne kalır...

           
Bütün aşk hikayelerinin en unutulmaz ve heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz. Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit. Aşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün sevgiliye ilk takıldığı saniye dilimidir ve aşığın bütün biyografisi, bu ilk bakışın öncesi ve sonrasından ibarettir.
Bir ilk bakış KADERİN KAZAYA DÖNÜŞTÜĞÜ EN KUTLU DEMİ YÜKLENMİŞTİR.
Kalpte ateşin yükselmesi, aklın ve sabrın ateşe düşmesi o ilk bakışla başlar. Kılıcın kınından sıyrılması yahut okun yaydan fırlamasıdır bu. Sevgilinin yüzü kınında bir kılıç yahut sadakta bir yay gibidir; bakış onu kınından ve sadağından çıkarır. Kınından çıkan her kılıç yahut yaydan çıkan her ok gibi artık o da öldürmeye yönelir.

        Aşk, aşığın gönül toprağında filizlenecek bir sarmaşıktır. İlk bakış, bu sarmaşık tohumunun aşık gönlüne ekilmesinden ibarettir. Artık o tohumun nasıl yetkinleşeceği, git gide nasıl gür dallar vereceği ve aşığın bedenini nasıl kaplayıp onu kurutacağı; aşık ile maşukun kaderlerine ve karşılaşacakları hadiselere bağlıdır.
        İlk bakış ancak yüz aynasına çarparsa aşka dönüşür, çünkü sevgilinin başka hiçbir uzvu, hiçbir güzelliği onun yüzü kadar aşka kapı aralayamamaktadır.
        Hüsrev, Şirin'i gölde yıkanmış, saçını tararken gördüğünde onun yüzü saçları arasında gizli ve Hüsrev'e sırtı dönüktür. Şirin'in kendisini seyreden şehzadeden haberi yoktur. Fakat ansızın önemli bir şey olur ve Şirin saçlarını yana atar, işte Hüsrev için;
 DOLUNAYIN GECEDEN ÇIKMASI YAHUT OKUN YAYDAN FIRLAMASI BU ANDA GERÇEKLEŞİR.

Sevgilinin yüzü mü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır,
Aşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap?

Göz... Savaşı başlatan haberci...
Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve Aşk... Kalple göz arasında kutlu bir hadise...

Çoook sonraları kalp göze diyecektir ki "beni bu onulmaz derde iten sensin, safayı sen sürdün, acıyı ben çektim, nimet senin zahmet benim oldu, sen sevinirken kaygılanan ben oldum, bakışlarını artırdıkça sen dertlerimi çoğalttın benim, zafere eren sen hezimete uğrayan ben, sen emirlerine itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emir, ben esir. Melik iken Memluk (kul) ettin beni." sonra devam eder:
"Ey göz! Sen ikisin, ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp öldürmesi zulüm değil de nedir?!!!... Şimdi ağla o halde; ettiğin zulmün cezasını çek bakalım!"
Göz buna karşılık Ayet-i Kerime ile cevap verir;
"Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur!" (Hacc, 46)

İskender PALA 

6/8/2008

AŞK...Kalma Dağınıklığını Bir Ömürce Toplayamamış Aklımın Tek He


 

Aşk;
Göğün En Karanlık Ve En Parlak Köşesinde Yalnızlığa Tutuşmamışsa Saklı Kaderin...
Kalma Gözlerimin ''Yeşil''inde Ve ''Kahve''sinde...
Git...

Aşk;
Sureti Griliğe Tutsak Bir Es'Te Kilitli Değilse Kokun Ve Nef(es)in,İnceliğine Dolanmamışsa Sızın...
Kalma ''Hiç''Liğe Katık Ettiğim Dolambaçsız Hüzünlerimde...
Git...

Aşk;
Suskun Bir İsimde,''An''Lık Nöbetlerde Parçalayacaksan ''Vuslat''ı Ve Hırkasız Bir Ayaza Teslim Edeceksen Ruhunu...
Kalma Dağınıklığını Bir Ömürce Toplayamamış Aklımın Tek Hecelik Sesinde...
Git...

Aşk;
Kendinden Daha Az Ve ''O''ndan Daha Çok Biriktirmeyeceksen ''Sevda'' Toprağını Ve Her Mevsimde Sarıp Sarmalamayacaksan Ucunu Bucağını Yaratmış Olduğun ''Tek'' Bir Yüreği...
Kalma Cennet Bahçesinin Toprağını İlk Öpen Yağmur Damlasında...
Git...

Aşk;
Dudaklarımda Apansızlığa Yol Verecek Bir Hikayeyle Başlatıp Sonlandıracaksan Adını Ve Bir Kurşun'a Gark Ederek Kanınla Boyayacaksan Gecemi Ve Sabahımı...
Kalma Hicrana Hediye Ettiğim Nakaratlarımda Ve O Çok Sevdiğim Şarkılarımda...
Git...

Aşk;
Ardımda Bıraktığım Yaşamı Bir Uçurumun Kenarında Rüzgarlara Mağlup Sürükleyeceksen Bir Kez Daha Oradan Oraya...
Kalma Yana Yakıla Ettiğim Duaların ''Sen''inle Adımlanan Her Bir Kalp Atışında...
Git...

Aşk;
Ellerimde Tükenmiş Ve Küllenmiş Bir Mazide ''Yine Ve Yeniden'' Sahne Alacaksa Hazin Hecelerim Ve Tek Bir Damlasında Boğulacağım Bir Okyanus Alıp Götürecekse Uzaklara Ait Ruhumu...
Kalma Mecalsiz Rüyalarımda Ve Sana Dair Bir Türlü Kapatmama İzin Vermediğin Yaralarımda...
Git...

Aşk;
Bir Şairin Kıvılcımsız Alevinde Aslını Yaktığı İki Satırlık Kelimelerin Gölgelerini Bir Kez Daha ''Galip'' Kazımayacaksan Silüetine...
Kalma Yüreğimin Resmini Kara Bir Mürekkeple Çizdiğim Son Dizelerimde...
Git...

4/8/2008

...gitmek...

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle ‘’yanına almak istediği üç şey'’ falan yok.


Bir kendisi.

Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.

Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.

Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.

Böyle gidiyor işte.
Bir yanımız ‘’kalk gidelim'’,
öbür yanımız "otur'’ diyor.

‘’Otur'’ diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu…

En kötüsü alışkanlık.

Alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.

Kalıyoruz.

Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler…

Bir çocuk daha doğurmalar…

Borçlara girmeler…

İşi büyütmeler…

Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal, ben…

Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki.. .

Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.

Hangi birimizle gitsin?

‘’Sırtında yumurta küfesi olmak'’ diye bir deyim vardır ;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.

Var tabii yapanlar. Ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.

Sabah 09.00, akşam 18.00.

Sonra başka mecburiyetler.

Sıkışıp kaldık.

Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.

Bir ömür karşılığı bir ömür yani.

Ne saçma.

Bahar mıdır bizi bu hale getiren?

Galiba.

BEN HER BAHAR AŞIK OLMAM AMA
HER BAHAR GİTMEK İSTERİM

Gittiğim olmadı hiç.

Ama bu kez giderim kim bilir,

BELKİ BİR YÜREĞE...

10/7/2008

ah çocuk... ah sevgili...


 

akdeniz gülüşlü bir çocuk olsaydın
ağzının kıyısında uçarılıklar biriktiren
yüzünde bin bir haylazlıkla sevseydin beni
yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime
dokundukça portakal çiçekleri dökerdi
sevilmekten ürpertili dingin gövden
 
ah çocuk ...ah sevgili ...
sözlerin aşkı anımsatsa da
gülüşünde onmaz acılar gizli
....

10/5/2008

...bir gidişi yaz dediler...

Susuyorum, susuyorsun, susuyorlar, suskularca….
Bir gidişi yaz, dediler, yazarım dedim.
Gitmeyi öğrenmiştim, kalmayı öğretemediğim kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim.
Gitmeyi giyinmiştim, yakıştırılmıştım veda sözlerine, merhabalara alıştırılamadığım kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim.
Çok gitmiştim, söz gitmiştim, uzun gitmiştim, sesimi duyuramayacak kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazmaya giderken kendimden geçmişim.
Arkama dönüp baktım, sende beni gördüm, el salladım.
Artık çok geç, sendeki ben için çoktan bitmişim !….

Ben bir çiçeğim asi yanım, solunca aynı elde açamıyorum...

17/9/2007

...


 

...YENİ EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ HAYIRLI OLSUN HEPİMİZE...

1/8/2007

Ben mi? Evet...

Ben mi? Evet...

bir gün çıkıp gideceğim kapıları,evleri,dergileri,hüzünler bırakarak...

bir çiçek merhaba diyecek...

hoş geldin diyecek dağ...

orman gülümseyecek...

anımsayışların,bekleyişlerin,ümitlerin ya da ümitsizliklerin

hırsların,yarışların,tasaların kalktığı yerde

tam anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir...

hiç kimseye seslenmeyen,kendi kendine yeten sadece...

kendi mantığı;kendi güzelliği içinde tutarlı...

ama halkın yaşantısı girecektir oraya,çünkü yaşayan büyük

bir şeydir halk...

deniz ve ufuk girecek,karınca yuvaları,gökyüzü,kozalaklar

ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk...

yani sevişmek denizle,koşulsuz,önyargısız,hesapsız...

yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl..

doğan,ölen ve yaşayan şeyleri...

doğumu,ölümü ve yaşamayı

yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak...

ben mi?evet ... çıkıp gideceğim bir gün...

tasasız,gözyaşsız,geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden ilerde...

sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek

artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle…

Ataol BEHRAMOĞLU

15/6/2007

karanlık...

Biliyorum böyle değildin önceleri,

Türküler söylerdin sıcak...

Şimdi bir bekar evin var karanlık,

Bir odan var ağlayacak...